Auto-Created-3
20 Eylül 2018 ( 1746 izlenme )
Reklamlar

Benim de sizin de hayatımız tehlikede


 Benim de sizin de hayatımız tehlikede


Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminde Hava Kuvvetleri Komutanı olan emekli Orgeneral Abidin Ünal, Akıncı Üssü komutanı Hakan Evrim'e darbe gecesi uçakları indirmesi emrini verdiğini ancak Evrim'in "İndiremem. Durum bildiğiniz gibi değil. Benim hayatım da sizin hayatınız da tehlikede. Yanımdakiler de telefonu kapatmamı istiyor." dediğini aktardı.

Hakan Evrim: Benim de sizin de hayatımız tehlikede
Ünal, Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesince Sincan Ceza İnfaz Kurumları  Kampüsü'nde görülen Akıncı Üssü davasının duruşmasına müşteki sıfatıyla katılarak  beyanda bulundu.
 
15 Temmuz'da yaşadıklarını anlatan Ünal, bugüne kadar görülen  duruşmalarda bazı sanıkların, hakkında yalan beyanda bulunduğunu ve kendisine  iftira ettiğini söyledi.

Ünal, 15 Temmuz'da Hava Harp Okulu Yalova kampını denetlemek ve  Korgeneral Mehmet Şanver'in kızının düğününe katılmak, 16 Temmuz'da da askeri  hava lisesi ve hava meslek yüksekokulunun Aliağa'daki kamp eğitimlerini yerinde  denetlemek maksadıyla bir hafta önceden planlama yaptığını belirtti.
 
Programa uygun olarak VIP casa uçağıyla Yeşilköy Atatürk Havalimanı'na  indiğini, oradan dönemin Hava Eğitim Komutanı Korgeneral Hasan Küçükakyüz, Hava  Harp Okulu Komutanı Fethi Alpay, Hava Teknik Okullar Komutanı Ahmet Cural, Hava  Kuvvetleri Eğitim Daire Başkanı Kemal Akçınar ile Yalova kampına intikal ettiğini  anlatan Ünal, buradaki denetlemenin ardından saat 15.00 civarında Fenerbahçe  Orduevi'ne geçtiğini bildirdi.
 
Ünal, hain darbe girişiminden sonra görülen davalarda sanık  savunmalarında inkar ve iftiralara şahit olunduğunu belirterek, kampa plansız  gittiği ve "Bu çocukları yormayın, akşama yorulacaklar" şeklinde talimat verdiği  şeklindeki ifadelerin doğru olmadığını kaydetti. Böyle bir talimat vermediğini  vurgulayan Ünal, kampa gelmeden önce harbiyeliler sabah sporundayken öğrenci alay  komutanı tarafından "Yormayın çocukları" sözünün söylendiğinin Yalova  iddianamesinde sabit olduğunu dile getirerek, şöyle konuştu:
 
"Moda Deniz Kulübü'ndeki nikah ve düğün törenine katılmak için 19.00  civarında orduevinden emir subayım, koruma astsubayım ve 1. Ordu Komutanlığının  tahsis ettiği koruma timiyle birlikte ayrıldım. Yoldayken 19.06'dan sonraki bir  zamanda Hava Kuvvetleri Komuta Merkezi beni arayarak, Genelkurmay Komuta Harekat  Merkezi emriyle askeri uçuşların durdurulduğu, havadaki uçakların indirilmesi  emri geldiğini aktardı. Bu gelen bilgide darbe teşebbüsünü ima eden en ufak bir  detay yoktu. Günler sonra öğrendiğimiz kadarıyla birkaç helikopterle MİT  Müsteşarlığına yapılacağı ihbar edilen bir operasyona karşı alınmış bir  tedbirmiş. Ben de Eskişehir Birleştirilmiş Hava Harekat Merkezi (BHHM) üzerinden  işlemin derhal yerine getirilmesi emrini verdim. Eskişehir Hava Harekat Merkezi  de benimle temasa geçmişti. 19.26'da Eskişehir BHHM havadaki tüm birimlere ve tüm  birliklere emrin iletildiği bilgisini verdi. Bu arada Kurmay Başkanı Hasan  Hüseyin Demiraslan beni arayarak aynı bilgiyi iletti. 'Neredesin?' diye sormam  üzerine İzmir Özdere kampında olduğunu söyledi. 19.36 civarı salona ulaştım."
 
Ünal, saat 19.48'den sonra uçuş tahdidinde yumuşamalar gelmeye  başladığını ve Suriye'ye yönelik hava savunma uçuşları, insansız hava aracı  uçuşları, Solo Türk uçuşu ve planlı kurye uçuşlarının serbest bırakıldığını ifade  etti.
 
Bu yumuşamanın hemen hemen tüm meydanları açık hale getirdiğini  belirten Ünal, Genelkurmay tarafından yayınlanan uçuş yasağının askeri uçuşları  durdurduğunu, bunun hava sahasını kapatma anlamına gelmediğini söyledi.
 
  
"Akıncı Üssü komutanı Evrim, emirleri dinlemedi"
 
  
Ünal, sözlerine şöyle devam etti: "Durum raporu vermek ve olası talimatları almak üzere 20.30 ve  21.05'ten sonra emir subayım Temel Karagöz ve özel sekreterim vasıtasıyla  Genelkurmay Başkanı'na ulaşmaya çalıştım. 'Toplantıda, size döneceğiz' dediler.  Aynı teşebbüsü Genelkurmay 2. Başkanı'na yaptım. Benzer cevaplar aldım. Sonradan  öğrendiğim kadarıyla her iki makamın emir subaylığı FETÖ kontrolündeymiş.  21.53'te eşim arayarak Korgeneral Fikret Erbilgin'in eşinin aradığını ve  Erbilgin'in evinden alınıp götürüldüğü bilgisini iletti. Ankara'da bulunan Kurmay  Başkanı Vekili Tümgeneral Cevat Yazgılı'yı aradım. Durumu tespit ederek bana  bilgi iletmesini istedim. Bu bilgiyi Korgeneral Şanver ile paylaştım ve bilgi  beklediğimi söyledim. 10 dakikadan fazla zaman geçince Yazgılı'yı tekrar aradım  ancak cep telefonundan jet sesi duydum. 'Ankara üzerinde F16'lar uçuyor' dedi.  Saat tahminen 22.10'du ve o andan itibaren durumun bir darbe teşebbüsü olduğunu  değerlendirdim. O ana kadar bir darbe teşebbüsü ihtimali aklımıza gelmediği gibi  hiçbir kaynak da böyle bir bilgi iletmiş değildi. Durumu derhal Korgeneral  Şanver'e bildirdim ve salondaki bütün generalleri toplamasını söyledim.
 
Havuz başına geçerken uçakların Akıncı meydanından kalkmış olduğunu  tahmin ederek üs komutanı Hakan Evrim'i aradım. Üçüncü teşebbüsümde telefonu  açtı. Aramızda şöyle bir diyalog geçti. (Ünal: Bu uçaklar senin mi? Evrim: Benim.  Görevi ben verdim. Mecburum. Ünal: Böyle bir mecburiyet yok. Havaya uçak  kalkmayacağına dair size emir verildi. Derhal indir o uçakları) dedim ve anayasal  suç işlediğini söyledim. 'İndiremem. Durum bildiğiniz gibi değil. Benim hayatım  da sizin hayatınız da tehlikede. Yanımdakiler de telefonu kapatmamı istiyor.'  dedi ve telefonu kapattı. Sonraki aramalarda bir daha açmadı."
 
Havuz başında toplandıktan sonra bütün generallere hitaben  "Birliğinden, üssünden uçak kalkan komutanlar divanı harpliktir. Derhal herkes  birliklerine ulaşsın ve durumu kontrol altına alsın" dediğini belirten Ünal,  22.30 civarı 1. Ordu Komutanı Orgeneral Ümit Dündar'ın aradığını, köprüler  tutulduğu için geçemediğini söyledi. Ünal, Dündar'a, emniyetli bir yere geçmesi  tavsiyesinde bulunduğunu, ayrıca emir subayına Yeşilköy'deki uçağın Sabiha  Gökçen'e getirilmesini emrettiğini kaydetti.
 
"Allah belasını versin"
 
Üs komutanlarından sadece 8. Ana Jet Üs Komutanı Tuğgeneral Deniz  Kartepe'nin 6 uçağın kalkış için hazır olduğunu rapor ettiğini anlatan Ünal,  engel olunması talimatı verdiğini, onun da bunu harekat komutanına aynen  aktardığını bildirdi.
 
Bir süre sonra Kartepe'nin uçakların kalktığını ifade ettiğini,  kendisinin ise "Allah belasını versin." dediğini anlatan Ünal, bu durumu sonradan  araştırdığını, üs komutanının talimatları ilettiği, kule ve harekat komutanının  engel olmaya çalıştığını ancak pilotların sivil trafik pist içindeyken alelacele  kalktığını öğrendiğini dile getirdi.
 
Bu sırada Korgeneral Şanver'in, bazı generallerin Eskişehir BHHM'de  görev yapmak üzere yola çıkmaya hazırlandığını bildirdiğini, kendisinin de onay  verdiğini ifade eden Ünal, bir süre sonra havuz başında bir toplantı salonuna  indiklerini kaydetti.
 
Ünal, 1819 general olarak bir kriz masası kurduklarını vurgulayarak,  bu süreçte birçok telefon konuşması yapıldığını, ortamda bulunan generallerin  ellerindeki bilgileri kendisine aktardığını ifade etti.
 
Kuvvette bulunan Yazgılı'nın arayıp Hava Kuvvetleri Harekat  Merkezi'nin tuğgeneraller Kemal Mutlum ve Sami Özatak tarafından işgal  edildiğini, kapıların da kilitlendiğini bildirdiğini, ayrıca Aydemir Taşçı  tarafından cep telefonlarına da el konulduğunu söylediğini anlatan Ünal,  Yazgılı'ya harekat merkezine girmesini emrettiğini ancak başarılı olamadığını  öğrendiğini belirtti.
 
Ünal, Yazgılı'nın ayrıca genel sekreter albay Veysel Kavak'ın  talimatlarıyla direniş olduğunu, ellerinin bağlandığını söylediğini, güvenlik  grubunun sesini duymaları durumunda itaat edeceğini bildirmesi üzerine telefonda  Yazgılı'ya itaat etmelerini emrettiğini kaydetti.
 
  
Akın Öztürk, gece uçuşu sanmış
 
Veysel Kavak'ın duruşmada, kendisi için "15 Temmuz akşamı 20.00  civarında aradığını, bir kısım personeli karargaha çağırmasını bir kısmını da  Akıncı Üssü'ne göndermesini istediğini" söylediğini belirten Ünal, "Bu tamamen  yalan ve iftiradır." diye konuştu. Ünal, Kavak'ı o gece sadece 23.30 civarı  Yazgılı ile görüştükten sonra arayıp onun emrine girmesini emrettiğini, başka bir  görüşmesinin ise olmadığını söyledi.
 
 
Hava Kuvvetleri Harekat Merkezi'nden yasa dışı emirler verildiği, bu  yüzden buranın susturulması gerektiğini kaydeden Ünal, oranın "mezar" duruma  geçirilmesi talimatının ardından bu emrin yerine getirildiğini dile getirdi.
 
Ünal, 23.00'ten sonra birkaç kez dönemin YAŞ üyesi, davanın tutuklu  sanıklarından eski orgeneral Akın Öztürk'ü aradığını ve cevap alamadığını,  ulaşamadığını da salondakilere duyurduğunu belirterek, Şanver'in az önce  görüştüğünü ifade edip tekrar ulaştığını kaydetti. Ünal, "Tahminen 23.47.  Telefonu bana uzattı. Kendisiyle aramızda geçen diyalog şuydu. (Ünal: Akın Paşam  neredesin? Öztürk: Akıncı'da torunlarla birlikteyim. Ünal: Uçuşları  duyuyorsundur. Öztürk: Evet, gece uçuşu var diye düşünüyorum. Ünal: Akın Paşam,  saf olmayalım, hangi cuma günü bu saatte gece uçuşu olmuş. Darbe mi yapıyor  bunlar. Git kendileriyle konuş, bana da bilgi ver.)"
 
Abidin Ünal, Öztürk'ün, bu diyalogdan en az bir saat öncesinde  gelişmelerle ilgili değişik yerlerle temas ettiği, bilgi aldığı ve olayları  televizyondan dehşetle izlediğine dair ifadeler kullandığını, emir subayının  ifadesinde ve çapraz sorgusunda belirttiğini aktardı.
 
Sözlü talimatların yanı sıra yazılı emir yayınlanması gerektiğini de  belirten Ünal, bu maksatla Hava Kuvvetleri Komutanı emri olmadan hiçbir uçağın  kaldırılmayacağı, talimatlara riayet etmeyenler hakkında yasal işlem yapılacağı,  Hava Kuvvetleri Harekat Merkezi'nin emirlerinin yerine getirilmeyeceğine dair 5  maddelik bir metin hazırlandığını söyledi. Ünal, bu direktifin darbeye karşı  hazırlanın ilk ve tek yazılı belge olduğunu bildirdi.
 
Ünal, Diyarbakır Harekat Komutanı'nın da aradığını ve Özel  Kuvvetlerden Semih Terzi'ye 2 casa uçağı tahsis edilmesi için Ankara'dan talep  geldiğini ancak uçak verilmemesini emrettiğini belirtti. Terzi'nin bu gelişmeler  üzerine kendi uçağıyla kalktığını ve Etimesgut Meydanı'na indiğini anlatan Ünal,  Etimesgut'a iniş izninin ise Eskişehir'den Tuğgeneral Recep Ünal tarafından  verildiğini öğrendiğini aktardı.
 
"Size kim emir veriyor?"
 
Abidin Ünal, 23.53'te kapıda 45 kişilik Arama Kurtarma İhtisaslı  Personelin (AKİP) belirdiğini ve tam teçhizatlı olduğunu belirterek, ekip lideri  Fatih astsubayın da izinde olmasına rağmen karşısında durduğunu söyledi. Gündüz  kendisiyle gelen Mustafa astsubayın da tam teçhizatlı olduğunu, sivil Yakup  Yiğit'in kendisine tabanca doğrulttuğunu ifade eden Ünal, "Burada ne  arıyorsunuz?" diye sorduğunu, karşılığında "Sizin güvenliğinizi almaya geldik."  diye cevap verildiğini aktardı.
 
Ünal, "Ben size böyle bir emir vermedim. Size kim emir veriyor."  dediğini, "Bilmiyorum." diye karşılık verildiğini, bunun üzerine de "O halde emir  veriyorum. Çıkın dışarı, burada iş yapıyorum." ifadelerini kullandığını kaydetti.
 
Ekibin çekildiğini ancak takviye beklediklerini sonradan anladığını  belirten Ünal, telefonların toplanmak istendiğini ancak tepkiler üzerine  vazgeçildiğini bildirdi.
 
Abidin Ünal, bir süre sonra 810 kişilik bir AKİP grubunun daha baskın  yaptığını ifade ederek, şunları kaydetti:
 
"Bağırarak ve silah sıkarak bulunduğumuz yere geldiler. Sadece  çılgınlar gibi bağırıyorlar ve çıkış yapmamızı işaret ediyorlardı. Ortalık tam  bir kaos ortamına dönüşmüştü. Ekibin başındaki binbaşıya, Gökhan Maldar,  yaklaşarak sakin olmalarını söyleyip diyalog kurmaya çalıştım. Bu arada benim  özel korumam olan AKİP başı Fatih bana sürekli olarak 'gidelim' diyordu. Plastik  kelepçeyle yaklaşan AKİP'e fırsat kalmadan dışarı hareket ettik. Fatih astsubayın  'Helikoptere biniyoruz. Acele edelim' gibi sözlerini hatırlıyorum. Motor çalışır  durumdaki helikoptere, benim sözde korumam olan AKİP ile bindik. Sivil giyimli  AKİP Yakup Yiğit, tabancası elinde karşımda konumlandı. Sabiha Gökçen'e geldik.  Yerde bekleyen casa uçağının yanına indi."
 
Arama Kurtarma İhtisaslı Personel'in (AKİP) İstanbul'daki düğün  salonuna gelmelerini kendisinin istediğine yönelik beyanların  doğru olmadığını  belirten Ünal, havalanında uçağa "İyi uçuşlar" diyerek bindikten sonra ekibin  sabah kendisini getiren ekiple aynı olduğunu gördüğünü söyledi.
 
"Akıncı'ya gidiyoruz." diye bir talimat vermediğini vurgulayan Ünal,  AKİP ekibinin ön kabinde kaldığını, ancak sivil giyimli birinin yine karşısında  tabancayla konumlandığını anlattı.
 
"Hoş bulmadık"
 
Ünal, 01.40 civarında indiklerini, buranın Akıncı Üssü olduğunu  indikten sonra anladığını, minibüse bindirilip 141. Filo'ya götürüldüğünü  belirterek şöyle konuştu:
 
"141. Filo'nun arka kapısına yaklaştığımızda araçtan önce AKİP, sonra  ben indim. İlk gördüğüm manzara 34 uçuş kıyafetli ve isimliksiz teğmenin bize  doğru gelmekte olduğu ve Fatih astsubayın onları engellemeye çalıştığıydı. Gergin  bir ortam vardı ve karşımda Ahmet Özçetin'i gördüm. 'Komutanım hoş geldiniz'  dedi. 'Hoş bulmadık' dedim. Yürürken gergin bir havada 'Bozulmuş ayarları  düzeltiyoruz' dedi. Ben de 'Sizin ayarınız bozulmuş. Allah sizlere akıl fikir  versin' dedim. Bahçedeki kamelyada birileri oturuyordu. Bir şey diyecek oldum,  ancak oturma düzenlerini bozmadan bana göre müstehzi gülüşmelerini görünce  vazgeçtim. İçeri girdiğimizde hemen soldaki uçuş takip yapılan DESK'te bir kişi  telsiz ya da telefonla konuşuyordu. Kim olduğunu hatırlamıyorum ancak o şahıs  sonradan 'kolay gelsin' dediğimi iddia etmiş. Bu ve bundan sonraki tüm yalan ve  iftiraları Ahmet Özçetin tarafından uydurulmuş bir senaryonun içini doldurma gayreti olarak değerlendiriyorum."
 
Filo binasına girdikten sonra Özçetin'in bir oda gösterdiğini, buranın  68 metrekare büyüklüğünde, penceresiz bir oda olduğunu ve içinde döküntü bir  masa ile kirli bir sandalye olduğunu ifade eden Ünal, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Ahmet Özçetin benden telefonlarımı istedi. Kendisine verdim. Tekrar  'Allah size akıl fikir versin, Allah sizi ıslah etsin' dedim. Kapılar üzerime  kilitlenmeden önce tuvalete gitmek isteğidimi söyledim. Ahmet Özçetin ve iki  silahlı AKİP nezaretinde tuvalete gittim geldim. Kapılar üzerime kilitlendi. Bu  şekilde birkaç kez AKİP personeli ile tuvalete gittim geldim. Gece boyunca  hapsedildiğim odada tek başımaydım. Odaya kimse gelmedi. Sürekli kilit altında  odada tutuldum."
 
Akın Öztürk gelmiş
 
Ünal, hapsedildiği odada gece boyunca uçak kalkışlarını, 08.00  civarında da meydana top taarruzu yapıldığını duyduğunu dile getirerek,  Akıncı'dan kalkışların yanı sıra filo içindeki seslerin de kesildiğini kaydetti.
 
Akın Öztürk'ün de içinde bulunduğu bir helikopterin yapılan atışlar  nedeniyle kalkamadığını sonradan öğrendiğini anlatan Ünal, şunları söyledi:
 
"13.3014.00 civarında, kilitli tutulduğum odada koridordan ayak sesi  duydum. Kapım zorlandı. Kapı kilitli olduğundan açılmadı ve şahıs ayrıldı.  Yaklaşık 1520 dakika sonra anahtar sesiyle kapı açıldı. Akın Öztürk girdi. Metal  düğmeli gömlekle resmi üniformalıydı. 'Sen burada mıydın?' dedi. Gece boyunca  Genelkurmay Başkanı ile birlikte olduğunu, darbeyi önlemeye çalıştıklarını, halen  müzakerelerin devam ettiğini, sivil savcıya değil, askeri savcıya teslim olmayı  talep ettiklerini, Genelkurmay Başkanı'nın sabah helikopterle ayrıldığını,  kendisinin kalmasını istediğini, bu arada iki kez helikopterle ayrılma  teşebbüsünde bulunduğunu ancak uçakların ateş ettiğini, hatta ikincisinde  yaralandığını, Genelkurmay İkinci Başkanı'nın karargahta harekat komutanı  odasında olduğunu ifade etti. Ayrılırken 'Hadi ikinci başkanın yanına birlikte  gidelim' dedi. Kabul etmedim. Kendisi de 'Doğrusun, ortalık daha sakin değil.  Henüz teslim müzakereleri devam ediyor. Yakında sonuçlanır. Zaten adamı da  kaçırmışlar' diyerek ayrıldı. Helikopterle Akıncı'dan ayrılmayı başaramayan Akın  Öztürk'ün bizlere ulaşarak, bizlerle birlikte ayrılmayı planlamış olabileceğini  tahmin ediyorum."
 
"Komutanım bizi affedin"
 
Akın Öztürk ayrıldıktan bir müddet sonra AKİP'ten Yılmaz Bahar'ın  elinde meşrubat ve pasta ile gelerek "Komutanım bizi affedin. Biz vatan haini  değiliz. İki yıldır bizi 'kafanızı koparacaklar' diye korkutuyorlar." dediğini  aktaran Ünal, elini öptükten sonra kendisinden af istediğini dile getirdi.
 
Ünal, kendisinin ise asıl affın devlete ait olduğunu söylediğini  bildirdi.
 
Bahar'ın telefonlarını getirmesi sonrası Eskişehir'i aradığını,  görüştüğü Korgeneral Hasan Hüseyin Demiraslan'a bombalama için teşekkür ettiğini  dile getiren Ünal, "Kimin planladığını sordum. Ortak akılla planlandı diye cevap  verdi." ifadesini kullandı.
 
Abidin Ünal, tahminen 16.30'dan sonra Akın Öztürk'ün tekrar geldiğini,  "Orgeneral Yaşar Güler ile geldik. Kendisi dışarıda, gidiyoruz." dediğini dile  getirerek, Öztürk ile koridoru kat ederek çıktığını, üzerine çok spekülasyon  yapılan kamera görüntüsünün de bu ana ait olduğunu dile getirdi.
 
Ayrılmadan evvel kendisi gibi İstanbul'dan başka generallerin de  getirilmiş olabileceği ihtimali üzerine "Yuva4" diye bilinen eski misafirhanede  plastik kelepçeli 9 generalin bulunduğunu vurgulayan Ünal, daha sonra da Hava  Kuvvetleri Karargahına geldiklerini anlattı.
 
Ünal, darbe teşebbüsüne katkı sağlayan bir kısım FETÖ mensubunun  başlattığı hava harekatının, yine hava kuvvetlerince bastırıldığına dikkati  çekerek, "Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve o dönem komutanı olduğum Hava  Kuvvetlerinin itibarını zedeleyen FETÖ mensuplarından şikayetçiyim." dedi.
 
Ünal ayrıca "Katılan" sıfatıyla davaya iştirak etmek istediğini de  bildirdi.

Önerilen Videolar

Reklamlar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

ŞOK AÇIKLAMALAR Yağla-nmış Karaciğeri Hemen Tem-izliyor BAHÇELİ'DEN MHP'YE BÜYÜK OPERASYON Pence 'acil' koduyla Beyaz Saray'a çağırıldı!